|
Proje Ortakları: Boğaziçi Üniversitesi |
Özet: Türk ticaretinin, Türkiye ve AB pazarlarında başarıyla rekabet edebilmesi için, Türk Şirket yöneticilerinin hissedarlar ve bankerlerin yanı sıra derneklere de danışmayı düşünmeleri gerekmektedir. Türk Yönetimi AB müktesebatının gerektirdiği mevzuata zaten büyük ölçüde uyan sağlamış olabilir ancak,çevreyi koruma, müşteri güvenliği, işçi hakları, rekabet politikası ve yozlaşmanın engellenmesiyle ilgili hükümler üzerinde çalışmaya devam etmekleri gerekecek. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Türkiye’nin bu sorunları çözmek için kullanabileceği yollardan biridir. Bu tarz bir sorumluluk, Türk şirketlerinin yerine getirdiği hayırsever yükümlülüklerden daha fazlasını gerektirir. Dahası bu sorumluluk iş çevrelerinde daha sorumlu bir şekilde çalışabilmeleri için Türk şirketlerinin hükümetle birlikte üçlü bilanço raporlaması, limited paydaş kurulu ve istişari organlar gibi programlar uygulamasını gerekli kılar. Türkiye ve AB’nin 2004 Aralık Müzakerelerinde bir grup yorumcu, Türk şirketlerinin hükümet, sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve kendi bayileriyle daha yapıcı bir şekilde çalışabileceğini bildirdi. AB komisyonunun 2004 Türkiye ilerleme raporunda Türkiye’nin ortak pazara girebilmek adına gerekli yasaları çıkarabilmek için oldukça uğraş veriyor olmasına rağmen aynı zamanda bazı direktiflerin iç hukuka aktarılmasındaki kusurlarıyla da ilgilenmesi gerektiğinin altı çizildi. Bürokratik olmayan söylemde, “iç hukuka aktarma kusurları Türk şirketlerinin çalışanlarına nasıl muamele ettiği ve hükümet ile sendikalara bunu nasıl bildirdiği anlamına gelmektedir. Bu kusurlar yalnızca Türkiye de değil diğer Avrupa ülkelerinde de uzun zamandır gözlenmektedir. Kurumsal Sosyal Sorumluluk hızla önem kazanmaktadır. Şirketler bu başlık altında yalnızca hissedarların değil aynı zamanda diğer paydaşları da göz önünde bulundurmaya teşvik edilmektedir. Kurumsal Sosyal Sorumluluğun pek çok farklı tanımında şirketler paydaşlarla ilişkilendirilir. Kurumsal Sosyal Sorumluluğu Avrupa Çerçevesinde destekleyen 2001 Avrupa Komisyonu Yeşil dosyasında KSS söyle tanımlanmıştır:
Bazı Türk şirketleri hali hazırda bir çeşit KSS uygulamaktadırlar. Turkcell Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları projesiyle Doğu Anadolu’da ki kızlara burs sağlayarak yerel hükümetin bütçe yükünü hafifletmek, gelecek nesillerin refahını arttırmak ve daha eğitimli iş gücüyle daha geniş bir iş topluluğuna katkıda bulunmak amacında. Ülkeler 10 milyon meşe ağacı kampanyasına yaptığı katkılarla yerel topluluklar ve çevrenin kendisi gibi paydaşları hesaba katılmış oluyor. Özellikle Türkiye bağlamında, hükümet en önemli paydaşlardan biridir. Ticaret birlikleri ve sendikalar gibi yarı kamusal kuruşları yoluyla, ticaret devamlı olarak hükümetle etkileşim içindedir. Bu etkileşimler çoğu zaman büyümekle birlikte, bazen “kamu gücünü” özel çıkarlar için kullanma eğilimi ortaya çıkabilir (Yolsuzluk). Yolsuzlukla mücadele eden Uluslararası bir sivil toplum örgütü olan Uluslar arası Şeffaflık Örgütünden ismi belli olmayan bir memura göre “Yolsuzluk Türkiye’nin AB’ye girmesindeki en ciddi engellerden biridir.” Önemli yolsuzluk davalarından bazıları: Cumhur Esamar ve Zeki Çakan (Enerji Bakanlığı), Koray Aydın (Bayındırlık ve İskan bakanlığı), Mesut Yılmaz (Eski Başbakan) ve Yaşar Topçu (Bayındırlık bakanlığı) iddianameleri ve buna benzer başka davalar. Ancak bu yolsuzluk örnekleri Türk şirketlerinin hükümetin de dahil olduğu paydaşlarına sorumlu olduğu sistemdeki daha ciddi problemleri gözler önüne sermektedir. Türk şirketleri yönetim kurulu düzeyinde bir yapılanmayla Türk ticaretinin, Türkiye ve AB pazarlarında başarıyla rekabet edebilmesi için, Türk Şirket yöneticilerinin hissedarlar ve bankerlerin yanı sıra derneklere de danışmayı düşünmeleri gerekmektedir. Türk Yönetimi AB müktesebatının gerektirdiği mevzuata zaten büyük ölçüde uyan sağlamış olabilir ancak,çevreyi koruma, müşteri güvenliği, işçi hakları, rekabet politikası ve yozlaşmanın engellenmesiyle ilgili hükümler üzerinde çalışmaya devam etmekleri gerekecek. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Türkiye’nin bu sorunları çözmek için kullanabileceği yollardan biridir. Bu tarz bir sorumluluk, Türk şirketlerinin yerine getirdiği hayırsever yükümlülüklerden daha fazlasını gerektirir. Dahası bu sorumluluk iş çevrelerinde daha sorumlu bir şekilde çalışabilmeleri için Türk şirketlerinin hükümetle birlikte üçlü bilanço raporlaması, limited paydaş kurulu ve istişari organlar gibi programlar uygulamasını gerekli kılar. Türk hükümetinin Türk ticaretinin sorumluluğunu aldığı KSS için olumlu teşvik sağlayacak mevzuatı meclisten geçirmesi gerekecek. Türk sivil toplum kuruluşlarının ise araştırmalar yapması, KSS projeleri hazırlaması ve hem hükümeti hem de ticareti gözlemlemesi gerekmektedir.
AB YÜKÜMLÜLÜKLERİ: BİR KSS PERSPEKTİFİ KSS, Türkiye’nin AB’ye girişinde yalnızca yardımcı değil aynı zamanda gereklidir. Türkiye AB’ye giriş hazırlıkları çerçevesinde mevzuatını giderek uyumlu hale getirmektedir. Bu uyumlaştırmanın bir bölümü, bütün AB üyelerinin bir siyasi ve ekonomik birlik üyesi olarak uymak zorunda oldukları mevzuat olan AB müktesebatına uyumu gerektirir. Bu müktesebatın önemli bölümleri; çevre koruması (22. ve 23. bölümler), haklı rekabetin desteklenmesi (6. bölüm), yolsuzlukla mücadele (üyelik için temel bir kriter) gibi konuları kapsar. Fakat Greenpeace (çevreyle ilgili uluslar arası bir sivil toplum kuruluşu) gibi göz önündeki gruplara göre “Eğer KSS sürecinin yararlı olabilmesi ve halka inanılır gelebilmesi isteniyorsa; şirketler tarafından gönüllü olarak uygulanıyorsa bile yine de AB müktesebatının ve AB de mevcut diğer milli mevzuatların ötesine geçilmek zorundadır. AB düzenlemelerine uyum sağlamayan şirketlerin bu büyük pazarlara girmelerine izin verilmez. Eğer Türkiye Avrupa pazarlarında rekabet etmek istiyorsa, KSS ile ilgili üç çeşit AB faaliyetine uyum sağlamak zorunda. (Bkz. Şema 1). Birinci faaliyet KSS’yi yaygınlaştırmayı amaçlar ve bilinçlendirme ile araştırmayı içerir. İkinci faaliyet şeffaflığı sağlamak içindir. Çevrecilik etiketleri ve sertifikalar bu tarz faaliyetlere birer örnektir. Şema 1 AB’deki KSS Faaliyetleri
Türk ticareti ve hükümetinin paydaş gruplarının göz önünde bulundurulmalarını sağlayan önemli etmenlerden bir diğeri uluslar arası sözleşmelere uyum sağlama gerekliliğidir. Ekonomi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatının Uluslar arası Yatırım ve Çokuluslu İşletmelerle ilgili tüzüğü Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ekonomik İşbirliği Kalkınma Teşkilatı ülkeleri ve onların kapsadığı yatırımcılar (bilgilendirme ilkesi), çalışanlar (istihdam ve sanayi ilişkileri ilkesi), sosyal ve çevresel konular (müşteri çıkarları ve çevre ilkesi), diğer işletmeler (rekabet, bilim ve teknoloji ilkesi) ve hükümet (vergilendirme ve rüşvetle mücadele ilkesi) için oldukça somut ve işlevsel yönergeler sunuyor. Birleşmiş Milletlerin Küresel İşbirliği Antlaşması insan hakları, emek, çevre ve yolsuzlukla mücadele gibi 4 alanda şirket icraatları için yönlendirici bir çerçeve sağlar. İnsan haklarına saygı konusu yalnızca Brüksel ve Türk hükümeti arasındaki çekişme nedeni olmaya devam etmekle kalmıyor aynı zamanda insan haklarına saygı göstermeden yurtdışında rekabet avantajı sağlaması beklenen Türk şirketleri içinde problem yaratıyor. Türk çalışma uygulaması da bir anlaşmazlık nedeni olmaya devam ediyor. Küresel İşbirliği Antlaşmasının Uluslar arası Çalışma Örgütünün Temel İlkeler ve İşyerindeki Haklar Bildirgesindekilerle aynı olan çalışma ilkeleri 4 alanı kapsar. Bu alanlar: dernek kurma özgürlüğü, toplu iş sözleşmesi hakkı, angarya ve zorla çalıştırmaya son vermek, çocuk işçi çalıştırmanın önüne geçmek ve işyerinde ayrımcılığı ortadan kaldırmak. Türk ticaretinin özellikle de tekstil ve halıcılık sektörünün bu 4 unsuru ihlal ettiği belirtiliyor. İstanbul ya da Ankara’yı ziyaret eden herhangi birinin sezebileceği gibi çevreci standartlara bağlılık oldukça gevşek durumda. Yolsuzluk karşıtlığı, Küresel İşbirliği Antlaşmasının ve Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinin anahtarı olacak durumda. Türkiye AB’ye girmek istiyorsa, temel zorunluluklardan biri olan Kopenhag Kriterlerine uyum sağlamak zorunda. Kopenhag Avrupa Konseyinde oluşturulan kriterler üye ülkelerin yolsuzluğu düşürmesini emretmektedir. Bu kriterlere göre ülkeler demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü garanti edecek kurumlara sahip olmalı ve işleyen bir pazar ekonomisini güvence altına alacak politikalar yürütmelidir. Ülkeleri, yolsuzluğu azaltmak için, yönlendiren daha belirli bir belge olan AB müktesebatında ise yerel mevzuatta rüşveti sivil ve kriminal bir suç kabul eden pek çok uluslar arası sözleşmeyi benimsemeleri gerektiği belirtilir. Bu yükümlülükleri ancak Türk şirketlerinin yönetim kurulları yerine getirebilir. Birincisi yalnızca yönetim kurulları strateji geliştirebilir. Türk şirketler AB ülkelerindeki varlıklarını genişletmeliler ve böylesi bir genişleme için gerekli olan iç kapasiteleri ancak yönetim kurulu oluşturabilir. İkincisi, yönetim kurulunun şirket adına yasalara uyma konusunda mütevelli sorumluluğu vardır. Eğer Türk yöneticiler yabancı bir ülkede iş yaparken uluslar arası düzenlemelere uymazlarsa şirketleri ağır bir ceza alır ve ihlalin derecesine göre yöneticiler kişisel olarak suçlu sayılabilirler. Üçüncü olarak, yalnızca yönetim kurulu diğer ülkelerdeki faaliyetleri analiz edecek ve kendi ülkelerine uygun hale getirecek liderlik vasfını yerine getirebilir. Yalnızca Türk yöneticiler KSS dostu düzenleyici ortamda üst düzey hükümet görevlileriyle çalışmak için gerekli etkilere ve bağlantılara sahip olabilirler. Ve bu yönetim kurulları bu gerekliliklere uyabilmek için Türkiye’nin şu anda nerde durduğunu bilmek zorundalar.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk Avrupa’da ticaret için oldukça önemlidir. JIPRI (2004) e göre Avrupa şirketleri KSS faaliyetlerine oldukça önem vermekteler. Şema 2 de görüldüğü gibi insan hakları şirketlerin uymak zorunda oldukları konuların listesinde başı çekmektedir. Sağlık ve Güvenlik bölümünde görüldüğü gibi Çalışma Hakları ikinci sırada yer almaktadır. Dahası pek çok deneysel çalışma gösteriyor ki; KSS faaliyetlerinin uygulanması ve şirket değeri arasında olumlu bir bağlantı var. Örneğin Hillman ve Keim (2001) paydaş serveti oluşturma ve paydaşlarla iyi ilişkiler içinde olma arasında olumlu ve oldukça belirgin bir bağlantı tespit ettiler. Paydaşlarıyla iyi ilişkiler içinde olan ve KSS faaliyetleri yürüten şirketler paydaşları için daha fazla servet yaratabiliyorlar. Türkiye’nin çizdiği KSS yüzdesi oldukça karışık durumda. Şekil 3 Türkiye’nin pek çok ‘vekil’ KSS ölçütlerine göre aldığı sıralamayı göstermekte. İlki Türkiye’nin en düşük performansı gösterdiği KSS ölçütü olan Özgürlük Evi’nin siyasi haklar ve sivil özgürlükler indeksidir. AB’ye yeni katılmış ülkeler ve diğer aday ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye ‘kısmi özgür’ sayılan tek ülkedir. İkinci ölçüt ise Türkiye’nin araştırılan ülkeler arasında yine en düşük notu aldığı çalışma standartlarıdır. Üçüncü ölçüt, kişi başına düşen karbondioksit soluma oranı ölçülerek elde edilen çevrecilik konusu Türkiye’nin çizdiği KSS resmini biraz olsun iyileştirmektedir. Araştırmaya dahil olan ülkeler arasında Türkiye kişi başına düşen en düşük karbondioksit soluma oranını elde etmiştir.
Kaynak: Özgürlük Evi, Uluslar arası Çalışma Örgütü, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı
Türkiye bağlamında, veriler KSS’ye verilen önem ve şirket performansı arasında niteliksel bir bağlantı olduğunu göstermekte. Dünya çapında bir fikir havuzuna göre (Türkçe bölümü Yöntem Sistem ve Danışmanlık tarafından hazırlanmıştır) dünyada her 5 müşteriden biri KSS’nin önemli olduğunu düşündükleri için şirketleri ödüllendiriyorlar ya da cezalandırıyorlar. KSS’ye verilen önem; yönetim kalitesi hakkında ya da şirket ve paydaşları arasındaki ilişkilerin sağlamlığı konusunda bilgi verici olabilir. Örneğin; Kapital dergisinin 1995 aralık sayısına göre Arçelik, Vestel, Turkcell, Koç/Sabancı, Garanti Bankası ve CocaCola Türkiye gibi en iyi üne sahip 5 Türk temelli şirketinin hepsinde bir çeşit KSS programı mevcut. Bazı otoritelere göre KSS uzun soluklu ilişkilerin sürmesini sağlayan “itibari sermaye” ve güvenin artmasına katkıda bulunmakta. Ancak sağduyu, işçileri ne iyi davranan şirketlerin daha uzun süre çalışan ve daha düşük ücret talep eden çalışanlar kazandıklarını iddia ediyor çünkü işçiler diğer kazandıkları çıkarlarla yetinebiliyor. Türkiye’nin KSS için diğer bir kilit faktör olan yolsuzluk konusundaki performansı görece umut veriyora benziyor. En bilinen belirleyicilerden biri olan Uluslar arası Şeffaflık (2004)Yolsuzluğu Fark etme İndeksi’ne göre Türkiye indekste 145 ülke arasında 77. sırada yer almakta. Bu sıralamayla Çek Cumhuriyeti ‘nin 26 sıra gerisinde (daha yüksek sayılar daha fazla bütünlük anlamına gelmekte), ancak Romanya’nın 10 sıra üstünde yer alıyor. Belgede, Türkiye yolsuzluk karşıtı çalışmalarla kriterlerin yolsuzlukla ilgili kısmını karşılamaya hazır gibi görünüyor. Türk meclisi Avrupa Konseyi’nin yolsuzlukla ilgili Avrupa Sivil Kanun Sözleşmesi’ni ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın Uluslar arası İş Sözleşmesi’ni çoktan onayladı. Parlementer Yolsuzlukla Mücadele Komitesi 1.200 sayfalık bir rapor hazırladı ve pek çok üst düzey düzensizliği araştırmaya başladı. 2004 Haziran’da Başbakanlık Araştırma kurulu, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, devlet hazinesi ve Devlet Planlama Teşkilatından bir çalışma grubu şeffaflığı yayma ve kamu sektöründe iyi yönetim için oluşturulan eylem planı konusunda parlementer komiteye yardım etmek için bir araya geldi. Diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında, ki bu kıyaslama Türkiye’nin AB pazarındaki rekabetçi performansını gösteren önemli bir örnektir, Türkiye KSS konusunda oldukça önemli ilk adımları atmış bulunuyor. Hala endişe konusu olsa da İnsan Hakları konusunda oldukça fazla ilerleme kaydedildi. Çalışma standartları iyileşti ve daha fazla ilerleme gerektirse de çevre koruması büyük şehirlerin caddelerinin temiz olması sözünü tutar nitelikte. Ticaret hükümetle çalışmak zorunda olsa da yolsuzlukla mücadele giderek benimseniyor. KSS sağlama konusunda Türkiye’nin umut vaat eden başlangıcı düşünülürse, sürdürülmesi gereken bazı faaliyetler nelerdir? Neler Yapılmalı?KSS uygulamayı isteyen Türk ticareti pek çok faaliyeti benimseyebilir. Eğitim Türk yöneticilerinin KSS’yi desteklemek için üstlenecekleri muhtemel en önemli faaliyet olarak göze çarpmaktadır. Eğer Türk şirketleri bir KSS üyelik örgütüne katılmak, KSS sertifikalarını benimsemek, üçlü bilanço raporlaması, paydaş kurulu komiteleri başlatmak ve sosyal sorumlu bir yatırım yapmak istiyorlarsa, eğitimden geçmek zorundalar. Türk işletmeleri Türkiye Hükümeti tarafında teşvik edilmedikçe KSS’ye yanıt vermezler. Türkiye meclisi KSS dostu yasalar geçirmekte önemli bir rol oynamak durumundalar. Türk siyasi partileri de bu konuyu masaya yatırmalıdır. Şema 4’te Türk parlamenterlerinin şirketlerdeki KSS faaliyetlerine uygun ortam hazırlamak konusunda yardımcı olabilmek için atabileceği pek çok adım gösterilmektedir. Modern Türkiye’de STK’lar oldukça önemli bir yere sahip olacaklar. Pek çok yabancı STK zaten KSS konusunda Türk ortaklarla birlikte çalışır durumdalar ve bazı Türk TESEV ve TEDMAR gibi STK’lar çeşitli faaliyetler organize etti. TÜSİAD ve TOBB gibi daha fazla üyeye sahip olan STK’lar KSS ile ilgili oturumlar sponsor oldular. Aynı zamanda Sabancı ve Bilkent gibi üniversitelerde KSS hakkındaki akademik tartışmaları ve politika tartışmalarını birleştirmek için her geçen gün daha fazla çalışıyorlar. Şema 4 Türk şirketlerinin KSS yoluyla rekabetçilini geliştirmesindeki STK’ların rolü hakkında daha geniş bilgi vermekte.
Türkiye’nin STK’lara olan ilgisi oldukça önem kazanacak çünkü AB’de Sivil Sektör KSSlerde büyük rol oynamakta. STK’lar oldukça önemli çünkü halk STK’lara diğer organizasyonlardan daha çok güveniyor. Halkla ilişkiler danışmanı Edelman tarafından AB’de kamuoyu oluşturan liderler arasında yapılan bir araştırmaya göre ankete katılanların %55’i çevresel konularda STK’lara güveniyor. % 16’sı hükümete, % 13’ü medyaya ve sadece % 6’sı bu konuyla ilgili kurumlara güvendiğini belirtmiş. Bazı önemli STK’lar arasında şunlar yer alır. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi, Civicus, Uluslar arası Sosyal Sorumluluk gibi insan hakları grupları ve KSS Avrupa gibi üyelik grupları. Bu STK’lar milli atölyeler, politika kurulları, kamusal ve özel ortaklıklar ve yenilikçi KSS uygulamaları için donör fonunu kolaylaştırmak gibi yollarla işletmelerin ve politikacıların ilgilerini KSS’ye çekmekteler. Yolsuzluk sorunu çözülmeden pek çok KSS faaliyeti ne etkili ne de inandırıcı olabilir. KSS’nin yolsuzluk karşıtı yanı düşünüldüğünde Türk şirketlerinde pek çok önlemin alınması gerektiği görülür. 2001 de TESEV tarafından yurt genelinde yapılan bir ankete göre iş adamlarının %22 si “rüşvetin ve yolsuzluğun” bugün Türkiye’nin en zorlayıcı sorunu olduğunu belirtmişler. Türk şirketlerinde yolsuzluğu azaltmak için atılması gereken iki kilit adım var. Birincisi, kurumsal sektör, hükümet ve STK’lar arası işbirliğinin sağlanması. Örneğin TOBB ve TUSİAD üyelerinin yolsuzluğa karışmama ve herhangi bir yolsuzlukla karşılaştıklarında onu rapor etme sözü vermedeki etkinliği arttırılarak ticari faaliyetler güçlendirilebilir. İkincisi ise kısıtlayıcı sorunların geniş anlamda kaldırılması. Türkiye; telekomünikasyon, bankacılık, gaz ve altyapı, artmış rekabet ve Pazar açıklığı gibi kamu sektörü dışındaki sektörlerde sınırların kaldırılması programı başlattı. IMF’nin önerileri doğrultusunda bütçe fonlarını ve bütçe dışı fonları ortadan kaldırarak mali şeffaflığı arttırmıştır. Ancak Dünya Bankasının “İş İçin İhtiyaç Duyulan Bilgiler” verisine göre, denetim hala Türk ticaretinin önünde önemli bir engel olarak durmakta. Aynı zamanda eğitimde herhangi bir yolsuzlukla mücadele programının önemli bir unsurudur. Rockwell Collin’in çalışanların rüşveti yasaklayan uluslar arası kanunlara nasıl uyum sağlayacağına değindiği program gibi eğitim programları ilk adımdır. Türk şirketleri de eğer Avrupa pazarında yarışmak istiyorlarsa yolsuzluğa ve rüşvete son verecek uzun dönem eğitim stratejileri uygulamak zorundadırlar. Sonuç: Pek çok KSS alıcısı “Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü?” diye düşünebilirler. Cevap KSS. Bu makale Türkiye’nin KSS faaliyetleri daha iyi bir ticari his yarattığı için KSS’yi benimsemesi gerektiğini savunmuyor. Açıklaması biraz karışık. Türkiye KSS faaliyetlerini Türk firmalarının beraber çalışacakları AB hükümetleri ve işletmeler gerek gördüğü için benimsemeli. Türk şirketleri KSS’yi çoktan geniş olarak düşünmeye başladılar. Şimdi Türk şirket yöneticileri kendi şirketleri içinde KSS için oturup somutça düşünmeliler.
|
© 2006 Ben de Varım! Projesi |
Proje Nedir? | KSS Hakkında | Üyeler | Sponsorlar | Linkler | İletişim |
|
Bu proje Dünya Bankası Tarafından Desteklenmektedir. Sponsored and Hosted by Vargonen Technologies |