TOG Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Betil'le Türkiye'de Kurumsal Sosyal Sorumluluk üzerine konuştuk.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk(KSS) hakkında pek çok yorum var. Mesela Avrupa Komisyonu'na göre gönüllü bir yönetim yaklaşımı, başka kurumlara göre kurumsal itibar yönetimi ya da toplumdaki her türlü paydaşla olan ilişkilerin yönetimi. Hem bir özel sektör üyesi hem de bir sivil toplum kuruluşunun(STK) yönetim kurulu başkanı olarak size göre Kurumsal Sosyal Sorumluluk nedir
?
20. yüzyılın ünlü iktisatçısı Milton Friedman 'İş dünyasının işi sadece iş olmalıdır' demiş. 21. yüzyılda, dünyada milyarlarca yoksul ve aç insanın varolduğu, sağlık olanaklarının yetersizliği nedeniyle doğum sırasında her dakika bir annenin, her 1000 doğumda 25-45 bebeğin öldüğü, bir milyara yakın okuma yazma bilmeyen insanın yaşadığı, çevre kirlenmesinin geleceğimizi tehdit ettiği, kadın, çocuk ve genelde insan haklarına daha duyarlı olmanın gerekli görüldüğü dünyamızda, sınai ve mali piyasalarda faaliyet gösteren kuruluşların amacı kendilerini ve kurumlarını yaşadıkları ve havasını teneffüs ettikleri, suyunu içtikleri ortamdan soyutlayarak, sadece 'kazancını maksimize etmek' olamaz.
Yaşadığımız dünya, içinde bulunduğumuz toplum, çalıştığımız- oturduğumuz mahallede neler olup bittiğine duyarsız kalmak demek, bir anlamda geleceğimizi tehdit eden sorunlarla ilgilenmemek, aslında kendi geleceğimizi risk altına sokmak demektir. Bu genel gerekçelerden hareket ederek, şirketlerin içinde bulundukları toplumu sahiplenmesi ve destek vermesi, toplumsal sorunların çözümüne yardımcı olmaktan öte, bu sorunların çözümü için inisiyatif kullanarak önderlik etmesi Kurumsal Sosyal Sorumluluk olarak tanımlanabilir.Kurumsal Sosyal Sorumluluk
Bir yandan ekonomik kalkınmaya destek sağlarken diğer yandan çalışanların yaşam kalitesine olumlu etki yapar.
Şirketlerin çevre ve sosyal yaşamla ilgili konuları, iş ilişkileriyle ve yatırımcılarla gönüllü olarak bütünleştirmelerini etkiler.
Şirketlerin uzun vadede sürdürülebilirliğinin teminatıdır.
Yüzyıldır süregelen kapitalizm-sosyalizm tartışmasına ve sürdürülebilir kalkınmaya ciddi bir çözümdür.
KSS nin şirketler için özel bir yatırım olduğunu düşünüyor musunuz? Neden?
Kurumların toplumsal sorunların çözümünde rol ve sorumluluk üstlenmeleri, yoksulluğun azalması, toplumsal refahın artması ve toplumsal sağlığın gelişmesine katkıda bulunmaları sadece sosyal değil, bir anlamda ekonomik bir yatırım olarak da değerlendirilebilir. Toplumun sosyal gelişimine yatırım demek, gelişen her toplumda ekonomik olarak satın alma gücünün de artması, kurumların uzun vadede sağlıklı kalmasına da çok ciddi katkı sağlayacaktır. Serbest Pazar ekonomilerinde piyasanın ve müşterinin talebi, yatırımcıyı ve kurumsal kararları ciddi ölçüde yönlendiren temel etkendir. Kurumlar müşteri talebini etkileyebilmek için çeşitli girişimlerde bulunurlar ancak sınai, ticari, mali ya da hizmet sektöründe kurumlar müşteri talebine göre esnek olabildiği, müşterinin beklentilerine öncü olabildiği oranda başarılı olur, sağlıklı büyüyebilir.
Dünyada hızla gelişen iletişim teknolojisi, tüketici bilincini de büyük ölçüde etkilemekte. Herhangi bir kurumun dünyanın herhangi bir noktasında yaptığından tüketici hızla bilgi sahibi olmakta. Bu açıdan baktığımızda 21. yüzyıl bilgi ve iletişim yoğunluklu etkilenmelerin yaşandığı bir dönemin başlangıcı. Tüketici çevreye, eğitime, sağlığa duyarlılık göstermekte benzer duyarlılıkları gösteren kurumları değerlendirmesi de bu nedenle farklı olmakta. Tüketici satın alacağı bir ürünün ambalajında çevreye, eğitime, sağlığa yönelik bir destek işareti, cümlesi gördüğünde bu ürünü tercih etmekte. İngiltere'de yapılan araştırmalar, tüketicinin bu tür duyarlılık gösteren ürünlere %15 daha fazla bedel ödemeye hazır olduğunu ortaya koymakta. Bu açıdan bakıldığında Kurumsal Sosyal Sorumluluk projelerini üstlenmenin kurumlar açısından sadece sosyal değil ekonomik bir mantık içerdiğini vurgulamak istiyorum.
Diğer yandan, kurum çalışanları da çalıştıkları, sabahtan akşama yoğun emek verdikleri kurumlarında kurum ortaklarının, kendi yöneticilerinin tüm faaliyetlerinin ve odaklanmalarının sadece kazanç maksimizasyonu üzerine olmadığını, KSS projelerinin de kurum vizyon ve amaçları arasında ciddi bir yer tuttuğunu gördükçe motive olmaktadır. Kurumsal Sosyal Sorumluluk projelerinde yer alan, bunu kurum ahlakının, amaçlarının ve faaliyetinin bir parçası haline getiren kurumlarda çalışanların verimliliğinin ciddi ölçüde arttığı gözlemlenmektedir. KSS uygulamalarıyla çalışanlarla kurum yönetici ve paydaşları ortak bir amaçta birleşmenin heyecanını yaşamaktadır. Gerek tüketici tercihinde gelişmeler, gerekse kurum çalışanlarındaki verimlilik artışı sonucu KSS uygulamalarının kurumlar açısından bir tercih olmaktan öte, ekonomik bir zorunluluk haline gelmesi sevindiricidir.
Avrupa Birliği sürecinin Türkiye'de Kurumsal Sosyal Sorumluluğu etkileyeceğini düşünüyor musunuz?
AB yasaları içinde 'sınırlı' tanımlama ve boyutlarıyla KSS zorunludur. Bu kapsamda AB sınırları içinde faaliyet gösteren kurumlara yönelik olarak çevre duyarlılığı, çalışan haklarını gözetme gibi konular yasal olarak uyulması gereken zorunlu KSS kavramları olarak tanımlanmaktadır. AB ülkeleri sivil toplum inisiyatifinin önemli ölçüde geliştiği ve etkinleştiği demokratik toplumlar modeli olarak dikkat çekmekte. Bu toplumların içinde serbest ekonomi mantığının egemenliği var. AB ülkelerinin iyi eğitim görmüş bilinçli tüketicisi yukarıda anlatmaya çalıştığım tercihlerini ortaya koyarak kurumları sosyal sorumluluk çalışmalarında etkin ve yaygın olamaya yönlendiriyor. Toplumsal duyarlılık düzeyi yüksek, kurumsal yaşama uzun vadeli bakan kurum yöneticileri de, AB yasalarının öngördüğü KSS'un ötesinde geniş anlamda tanımlamalarıyla KSS anlayışını kurum çalışmalarının bir parçası olarak kısa, orta ve uzun vadeli programlarına dahil etmektedirler. Sadece yasaların zorlamasıyla değil, daha geniş anlamda kurumların kendi inisiyatifleriyle de geliştirecekleri KSS alanları ve çalışmalarının Türkiye'nin AB sürecindeki yolculuğu boyunca ülkemizde de olumlu gelişmeleri ve yaygınlaşması olacağını düşünmekteyim.
Toplum Gönüllüleri Vakfı olarak, özel sektörle yaptığınız ortaklıklar var mı? Bu ortaklıklarla ilgili düşünceleriniz nelerdir? Bu ortaklıklar nasıl sağlandı? Faydaları ve gördüğünüz çekinceler?
Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın özel sektörden pek çok kurumsal sponsoru bulunmakta. Örneğin, ana sponsor Garanti Bankası TOG'u kuruluşundan beri desteklemekte. Ayrıca kurumsal sponsorlar, proje sponsorları, etkinlik sponsorları, kampanya destekçilerimizle birlikte sponsorluk aldığımız özel kuruluş sayısı elliden fazladır. Bu ortaklıkların toplum gönüllülerinin gelişmesine desteği çok büyük olmuştur. Bu destekler olmasa TOG bugün ulaştığı ülke genelindeki yaygınlığa gelemezdi. Bu ortaklıklar önce kişisel ziyaretlerle, amaçlarımızı, niyetlerimizi ve projelerimizi anlatmakla sağlandı. Ortaklıkların devamı için bizi destekleyen kuruluşlara yapılanlarla ilgili sürekli bilgi verdik. Bu kuruluşların bir kısmı verdikleri maddi desteğe ek olarak, kurum çalışanlarının da genç gönüllülerimizle birlikte toplumsal duyarlılık projelerimize kayılmalarını sağladı. Böylelikle kurumların verdiği destekler gerçek anlamda 'ortaklık' çalışmasına dönüştü. Sivil toplumun gelişmesi adına yapılan bu işbirliklerinden sadece büyük yararlar doğduğunu düşünmekteyim. Hiçbir aşamasında en ufak bir çekince duymamaktayız.
Kurumsal Sosyal Sorumluluğun Türkiye'de daha etkin olması için önerileriniz var mı? Varsa nelerdir? Sizin KSS endeksi oluşturma fikriniz var mı? Varsa nasıl?
KSS'un Türkiye'de etkinleşmesi süreçle ilgili bir konu. Bu süreç içinde ülkede sivil toplumun güçlenmesi, eğitim düzeyini yükselmesi, demokratikleşmenin gelişmesi var. Devletin 'herşeyi ben yaparım ben herşeyden sorumluyum' yaklaşımından uzaklaşması , vatandaşına, yerel yönetimlere biraz daha güven duyması var. Yazılı ve yerel basının KSS projelerini teşvik etmesi var. Basında bir önderin çıkıp KSS projelerine katılan kurumları objektif bir yaklaşımla her yıl sıralaması, belki ödüllendirerek özendirmesi var. KSS endeksi oluşturma düşüncesini yaklaşık bir yıl önce çevremizde bazı düşünce önderleriyle paylaştık. Ancak sonra bizim TOG olarak böyle bir çalışmanın başını çekmemizin doğru yorumlanmayabileceği endişesiyle duraksam gösterdik. Bizim dışımızda, tercihen bir basın kuruluşu bunu yaparsa çok anlamlı olabileceğini düşünmekteyim. KSS için yurt dışında da yapılan uygulamalara bakılarak belirli ölçütler konması ve her yıl sonunda KSS çalışmaları yapan şirketlerin bu ölçütlere göre değerlendirilmesi, pek çok kurumu özendirecek, KSS bilincinin yaygınlaşmasına ciddi katkı yapacaktır.
Sivil Toplum Kuruluşları ile şirketler ne tür ortaklıklar yaparsa sizce daha etkin bir ortaklık olur?
STKlar ile şirketlerin yapacağı ortaklıkları öncelikle şirket çalışanlarının benimsemesi, dahası kurum çalışanlarının da projelere katılabilmesi, STK ile şirketin ortaklığını katılımcı hale getirecek ve devamlılığını teminat altına alacaktır. Yapılacak çalışmaların şirketlerin tanıtımına, şirketin toplumsal sorumlulukta üstlendiği sorumluluğun halk içinde konuşulmasına, tartışılmasına katkısı olması yararlı olacaktır. Ortaklıkta KSS anlayışının ötesinde herhangi bir gizli gündem olmamalıdır. Ortaklıkta STK ile şirket arasında yakın işbirliği ve eşitlik egemen olmalı, yapılan çalışmada işbirliği yapılan STK'nın amaçlarıyla ve sponsorluk desteği alına projenin uygulamaları doğrudan örtüşmelidir.
Bu çalışmaların hızlanması, yani hem STKların hem de şirketlerin, yani tüm kurumların Sosyal Sorumluluk projelerine özendirilmeleri, daha duyarlı hale gelebilmeleri ve mevcut uygulamaları yaygınlaştırabilmeleri için kamu kesiminin de üzerine düşen ciddi görevler var.
Ülkemizde merkezi ağırlığı çok yüksek olan devletin bu tür Sosyal Sorumluluk projelerinin önünü açabilmesi bir yandan STKlara diğer yandan da şirketlere yönelik ciddi bir yaklaşım göstermesi gerekir.
• Modern devlet, seçilmişlerin vergiyi kontrol edebildiği devlet olarak tanımlanmakta. Vergi oranlarının azaltılması, fakat herkese yaygınlaştırılmasıyla bir yandan toplumsal ekonomik yaşamın harekete geçeceği, diğer yandan bireysel sorumluluğun artmasıyla bireysel katılım ve vatandaşlık bilincinin de hareketleneceğini savunan tezler vardır.benzer bir tezin benimsenmesi sosyal sorumluluk programlarını artıracaktır.
• Bakanlar kurulu kararıyla kamuya yararlı olduğu kabul edilen Vakıf ve Derneklere kurumların yaptıkları bağışların vergi matrahından indirilecek kısmı kurumun o yıl içindeki kazancının %5 i ile sınırlıdır.bu oranı %5 lerin üzerine yükseltmek, kurumların sosyal sorumluluk projelerine katılımını ciddi boyutta teşvik edecektir.
• Üniversitelerde Sosyal Sorumluluk ve Sivil Toplum Projelerine katılım derslerinin konması ya da gençlerin üniversiteden mezun olmadan önce belirli saat bir STK'da çalışma zorunluluğu üstlenmeleri gençlerden başlayarak sosyal sorumluluk konusunda duyarlılık davranışlarını geliştirecektir. Toplum Gönüllüleri Vakfının çalışmaları bu alandadır.
• Devletin ve pek çok Sivil Toplum Kuruluşunun üniversite gençlerine vermekte olduğu bursların karşılığında mutlaka bir Toplum hizmetinde çalışma zorunluluğu getirilmesi gerekmektedir. Böyle bir uygulama her yıl kamudan burs alan yaklaşık 400 bin üniversiteli genci doğrudan toplumsal sorumluluğun içine çekmeye başlayacak ve gelecek için önemli tohumla atılmış olacaktır.
STK-şirket ortaklıklarında yurtdışında ve ülkemizde gözlemlediğimiz farklı kurumsal sosyal sorumluluk pratikleri var.örneğin, STKların kapasitelerini geliştirmek için deneyim ya da uzmanlık paylaşımı, sadece çalışanlarına en iyi çalışma koşullarını sağlama, sadece belli STKları fonlama ya da herhangi bir üretim mekanizmasının çevreye verdiği zararı yok etme / en aza indirme. Sizce bu pratiklerin hangisi yada hangileri topluma daha yararlı olur? Yada öncelikle hangi pratikler uygulansa daha sosyal sorumlu bir kurum ortaya çıkar?
KSS çalışmalarında, özellikle sivil toplum ve kurumsal sosyal sorumluluk anlayışının yeni yeşermekte olduğu bizim gibi bir toplumda yapılacak KSS çalışmalarında somut projeleri fonlamak, sağlık, eğitim başta olmak üzere İnsan hakları, Kadın hakları, Cinsiyet eşitliği, Çocuk hakları, Tüketici hakları, Sağlık ve beslenme, Temiz ve sağlıklı çevrede yaşama, Doğayı koruma, Yoksullukla savaş, Bireyin yeteneğini geliştirme, Herkes için eğitim hakkı gibi toplumun duyarlı olduğu alanlara odaklanmanın doğru olduğunu düşünmekteyim. KSS çalışmaların girecek kuruluşlara somut projeyi gösterebilmek, kısa ve uzun vadede yapılacakları sunabilmek önemlidir. STK kapasite geliştirmek, sadece çalışanların koşullarını iyileştirmek gibi genel ve açık uçlu konulara girmenin erken olduğunu düşünmekteyim.
Türkiye'de ya da dünyada önemli gördüğünüz Kurumsal Sosyal Sorumluluk örnekleri var mı? Varsa neler?
Özellikle gelişmiş batı ülkelerinden dünyaya yayılmış pekçok uluslararası kuruluşun yaptıklarına bakmak gerekir. Bu kuruluşların dünyanın değişik noktalarında yatırımlarının olduğu ilkelerde yaptıkları çok çeşitli ama temelde eğitim, sağlık ve çevre/doğa projelerine odaklanmış çalışmaları var. Bu alanda faaliyet gösteren STKlara sadece maddi destek sağlamakla kalmayıp, kurum çalışanlarının da projelere katılmalarını teşvik ederek duyarlılık geliştirmekteler. Size önce Türkiye benzeri iki ayrı ülkeden KSS çalışmalarına iki örnek vereyim:
Natura Kozmetik . Brezilya. Şirketin kurumsal Sosyal Sorumluluk projelerini seçen, düşünen ve geliştiren özel bir departmanı var. Okullar, kamu kuruluşları ve özellikle çocukların yaşamına ve toplumun eğitim programlarına önem veren sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yapmayı seçmiş. Bu kapsamda:
Çocuk Haklarını savunan bir STK'ya destek amacıyla ürün etiketlerine bu STK'nın logosunu basmaktalar.
Şirkete hammadde sağlayan, hizmet veren diğer kuruluşlara- tedarikçilerine çocuk işçi çalıştırmama kuralı koymuşlar.
Piyasada tüm diğer kuruluşlara da çocuk hakların saygı çağrısı yapmaktalar.
Natura çalışanlarına, şirkete mal satanlara, danışmanlarına sosyal sorumluluk projelerine katılma çağrıları yapılmakta ve bu katılımı kolaylaştıracak ortamlar hazırlanmaktadır. Şirket aynı zamanda kendi fiziki ortamlarını da pek çok STK'nın kullanımına hazır tutmaktadır.
El Salvador'un önemli meşrubat şirketlerinden olan La Constancia, piyasada önemli bir çevre dostu olarak tanınmakta. Bunun temel nedeni şirketin tüm günlük çalışmalarında çevre duyarlılığını ön plana çıkarması. Şirket ülkede Çevre Koruma Programı'nı kurumsal felsefesine ve misyonuna açıkça yazan ender kuruluşlardan biri. Şirket bu duyarlılığını uygulamaya koyarken:
Ülkedeki tüm tüketicileri kullanılmış teneke kutu ve şişelere yönelik olarak çevre duyarlılığına çağıran bir dönüşüm programı başlatmış.
Şirket toplam 50 şehirde 5 binden fazla büyük boy Katı Atık Kutusu yerleştirmiş.
Şirket El Salvador'un doğasını korumak amacıyla Kıyıları Temiz Tutun kampanyası başlatmış.
Çevre duyarlılığı gösteren kişi ve kuruluşlara her yıl önemli bir Çevre Ödülü, yine bu konuyu sürekli işleyen ve gündemde tutan gazetecilere de Gazetecilik Çevre Ödülü tesis etmiş.
Satış ciroları ve karlılıkları dünya devleriyle boy ölçüşecek düzeylere çıkan, çalışanlarıyla önemli büyüklükte organizasyonlar oluşturan Türkiye'nin pek çok şirketinin de KSS alanında yaptıklarını toplumla paylaşmaları, toplumun beklentileriyle yüzleşmeleri, pek çok kuruluşumuzun yapmakta olduğu önemli hayırseverlik çalışmalarının çok ötesinde bir anlam kazanacaktır.
Türkiye'de de benzer duyarlılıkların yakın geçmişte gelişmeye başladığını görüyoruz. Bir süredir
Garanti Bankası'nın Çevre Duyarlılık, Ülkemiz Gençlerinin önderliğinde gerçekleştirilen Toplum Hizmeti projelerine sponsorluk kampanyası,
Türk Elektrik Endüstrisi çalışanlarının yılda belirli saatlerini STK larda bedenen çalışarak zaman ayırması
Pfizer İlaç Şirketinin çalışanlarıyla birlikte ortaklaşa oluşturdukları ve toplum gönüllüleri vakfı ile yürüttükleri Sağlık Okur Yazarlığı programı
LaFarge, IPRAGAZ, HP, TURKCELL, DENİZBANK, Banvit, ARENA, KVK, PAK HOLDİNG, MUDO, P&G, Yurtiçi Kargo, Başer Kimya- Strateji Menkul, LUBCO, ROMA Plastik, BALNAK ve daha pek çok kuruluşun küçüklü-büyüklü destekleri ve çalışanlarının aylık katkılarını yönlendirmekte oluşu
Türkiye'de de benzer Kurumsal Sosyal Sorumluluk yaklaşımlarının geliştiğini gösteriyor.
Türkiye'de kapasite gelişimlerini tamamlamaya çalışan birçok STK var. Popüler olmak STKlar için ya da şirketlerin onlarla ortaklık yapması için önemli mi? Sizce ne derece önemli?
KSS çalışanlarına önem veren, bu konuda etkinliklerini geliştirmeyi tasarlayan kurumlara önerilerim var:
Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK), toplumun bütün kesimlerinin yararı yönünde değişim ve gelişimini savunan sivil anlayışın katılımının çoğalarak etkinleşmesini sağlayabilmesi için sadece resmi kuruluşların dışında ve onlardan bağımsız olarak örgütlenmiş olmaları yeterli olmaz. STKların demokratik ve toplumsal değişimin önderi veya aracısı, ya da kolaylaştırıcısı olabilmeleri için bazı asgari temel ölçülere uyumu yönünden de tartışılmaları gerekir. Bu ölçüler temelde dört ana grupta toplanabilir:
Şeffaflık, ilkeler, değerler. STK'nın amaçlarında ve kaynaklarında saydam olması. Toplumsal değişimin savunuculuğundaki etki düzeyi. Cinsiyetler arası eşitliği benimseme düzeyi. Toplum katmanlarına kaynak ve bilgi transfer yeteneği. Farklılıklara tahammül derecesi. Gizli gündem taşımaması.
Sivil Savunuculuk. STK'nın yaygınlık/etkinlik düzeyi. Bölgesel veya yerel katılım ve işbirlikleri. Sağladığı toplumsal destek. Konusuyla ilgili etkili toplumsal politika üretebilme yeteneği. Ülkemizde yoksulluğun azaltılmasına, eğitim, sağlık, çevre ve toplumsal refahın artmasına katkı düzeyi. Uluslar arası tanınırlığı. Görsel ve yazılı basınla ilişkileri.
Yönetim-Özerklik(Temsil Düzeyi). STK'nın karar mekanizmalarında yerel/merkez yetki dağılımı. Üyeli/Gönüllü katılım sayısı. Temsil ettiği tabanın büyüklüğü. Tabanın ve karar organlarının seçim/atama yöntemlerine ve süreçlerine katılım düzeyi. Katılımcılığa verilen önem.
Hesap verebilirlik. STK'nın kaynak ve amaçlarında çalışmaları hakkında dış denetime ve eleştiriye açık olması ve bağımsız denetimi benimseme düzeyi. Özellikle kaynak ve bağış sağlayıcılarla, destekşiler ve sponsorlarla ilişkisi, bunlara yönelik raporlamaları. Yasal ve mali sisteme uyumu önemlidir.
İş dünyasının toplumsal duyarlılık çalışmalarına katkısını yani KSS çalışmalarını, demokrasinin payandası olan sivil topluma desteğini çoğaltarak sürdürebilmesi için STKlara ciddi sorumluluklar düşmektedir. STKlar, aldıkları bağışları hangi oranda doğrudan amaçlarına yönelik harcamakta ve yüzde kaçını idari giderlerine yönlendirmekte olduklarını açıklayarak, mali tablolarını bağımsız denetim kuruluşlarına denetlettirerek, kişisel veya kurumsal bağışçılarına sadece makbuz vermek ve teşekkür yazmakla yetinmeyip, yaptıkları hakkında belirli aralıklarla düzenli olarak rapor vermek gibi uygulamalarını çoğaltarak kurumların Sosyal Sorumluluk çalışmalarına eğilimlerini artırmalarına yardımcı olmalıdırlar. Ancak bu noktada STKlara güven artacak, kurumların sponsorlukları, bağışçıların destekleri çoğalacaktır.
Yukarıda önerilen bu uygulamalar STKlar açısından bir tercih olmaktan çok bir zorunluluk olarak görülmelidir. İşte bu nedenledir ki Kurumsal Sosyal Sorumluluk sadece iş dünyasını konusu olamaz. STKların, STKlarda görev yapanların, gönüllülerin de bu anlamda Kurumsal Sosyal Sorumluluk kavramının gelişmesine katkıda bulunmak, yapılan yanlışları düzeltmek, uyarıda bulunmak gibi sorunlulukları olduğunu unutmamak gerekir. Yani sorumluluk hepimizindir.
STKlarda sürdürülebilirlik önemli. Bunu sağlamak için idealde bir yönetim modeli var mıdır? Nasıl uygulanmalıdır?
İdeal modelin ne olduğunu bilemiyorum. Bunun toplumdan topluma değişebileceğini, bölgeler arası farklı modeller olabileceğini düşünmek gerekir. Ancak öncelikle profesyonel yaklaşım gereklidir... STKların gönüllülerle işbirliğinin sürekli, verimli olabilmesi için profesyonel bir yaklaşım içinde stratejik plan oluşturmak gerekir. Bu planın içeriğinde
Gönüllü katılımı için bir program oluşturulmalıdır.
Ayrıca:
STK'nın sahip olduklarının ve gönüllü gereksinimlerinin belirlenmesi
STK hedefleriyle gönüllü stratejisini örtüştürmek
Bilinçli bir gönüllü bulma programı oluşturmak amacıyla
STK dışı kaynaklarla ortaklık stratejisini netleştirmek
Gönüllü temini için hedef kitleyi belirlemek
Gönüllü eğitimi, yetkilendirme, değerlendirme ve gerekirse gönüllü planlarında revizyon yapabilmek gerekir.
Herhangi bir STK bünyesinde gönüllü çalışmalara gerçekten önem ve özen gösterilşecekse, STK bünyesinde bir gönüllü koordinatörü veya gönüllülerden sorumlu bir yetkili bulunması gerekir. Bu kişinin koordinasyonunda gönüllülerin üstlenecekleri pozisyonlarla ilgili:
Pozisyon tanımları açıkça tanımlanmalı ve yazılmalı
Görev ünvanı, sorumluluk ve öadevleri, gönüllünün etkşi alanı ve yaptığı işin önemi belirlenmeli
Çalışma yeri konusunda mütabık kalınmalı
Yapılacak işin kalitesi vurgulanmalı
İşe bağlanma süresi, ayrılacak zaman netleşmeli
Gönüllü eğitimine yönlendirilmeli ve sözkonusu sorumlulukla ilgili belli bir staj süresi zorunlu olmalı
Bir STK bünyesinde, gönüllülerin uğraşabileceği pek çok alan olmakla birlikte, genelde gönüllü çalışmalarının aşağıdaki alanlardan birinde yoğunlaştığı görülmektedir:
Kaynak-Fon üretimi
Yeni gönüllülerin eğitimi
Teşkilatlanma desteği, yerel işbirliklerini geliştirme
Kaynak sağlama
Tanıtım-İletişim ve
STK'nın amaçlarına, hedeflerine uygun olarak geliştirilebilecek çeşitli başka çalışma grupları